Değirmen – Sabahattin Ali



Tesadüfün pek merhametli olmadığını ve birbirine böyle yakın olanları bir ikinci defa karşı karşıya getirmediğini biliyorlardı. Fakat konuştukları dil, diğer kırlangıçların diliydi ve bu dilde, söylemek istedikleri şeyleri söylemekten utanıyorlardı. Bu dil, onların içindeki şeylere uygun değildi.

Kitaba başlamadan önce yazarın önsözünü okumanız, kitabı ve yazarı anlamanız için faydalı olacaktır. Hikayelerin sonunda bulunan tarihler de ayrıca size, yazarın da bahsettiği gibi, zaman içerisinde yazarın kalemiyle ilgili süreci gösterecektir. Sabahattin Ali’nin bildiğiniz toplumcu, gerçekçi bakış açısı yine öykülerinde kendini gösteriyor, halkın acılarına bizi ortak ediyor.

Ön Kapak

Şibumi – Trevanian


”Şibumi mi efendim?” Nicholai bu kelimeyi biliyordu ama, yalnızca bahçelerin düzenlenmesine, mimarîye ilişkin anlamıyla biliyordu. Azımsanan alçak gönüllü güzellik anlamıyla. “Bu kelimeyi hangi anlamda kullanıyorsunuz efendim?”
”Herhalde belirsiz bir anlamda, üstelik yanlış olarak kullanıyorum. Ya da bana öyle geliyor. Anlatılmayacak bir niteliği tarif etme çabası. Bildiğin gibi şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. Şöyle düşün: O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. Şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek. İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçak gönüllük demek. Sanatta şibumi zarif bir basitliği ifade eder. Buna sabi denir. Felsefedeyse kendini wabi olarak gösterir. Büyük bir ruhsal rahatlıktır ama pasiflik değildir. Bir insanın kişiliğindeyse… Nasıl söylemeli… Hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? Onun gibi bir şey.”
Nicholai’nin hayal dünyası bir anda Şibumi kavramıyla doluvermişti. Başka hiçbir ideal onu bu derece etkilememişti ömründe. “İnsan şibumi’yi nasıl elde eder, efendim?” ”İnsan şibumi’yi elde etmez. Ancak onu… keşfeder. Bunu yapabilen pek az sayıda üstün nitelikli insan vardır. Dostum Otake-san gibi.”
”Yani insan şibumi düzeyine gelmek için çok şey mi öğrenmeli?”
”Daha çok, bilgilerden geçip basitliğe varmak gerek.”

Şibumi, insanı etkileyen çarpıcı ve güzel bir kitap. Gerek konusu, gerek sürükleyici aksiyon dolu olay örgüsü sizi başka bir dünyaya götürüyor ve sizi farklı düşünmeye sevk ediyor. Bir romandan ziyade felsefe kitabı okumuş hissi uyandırıyor. Kitap sanki okuyana birşeyler öğütlüyor ve hayatında değiştirmesi gereken şeyler olduğunu hissettiriyor.

Şibumi Ön Kapak

“Ben çok seyahat ettim, dünyayı avucumun içinde çevirdim ve bir şeyi iyice anladım. İnsanı en mutlu eden şey, ihtiyaçları ile varlıkları arasında bir denge bulunmasıdır. Bütün sorun, bu dengenin nasıl sağlanacağı. İnsan bunu belki varlıklarını yükseltip ihtiyaçlarının düzeyine çıkararak yapabilir. Ama bu budalalık olur. Bunu yapmak, arada bir sürü doğa dışı şeyler yapmayı gerektirir. Pazarlık etmek gibi, çalışmak gibi, çabalamak gibi. Öyleyse? Öyleyse akıllı bir adam dengeyi, ihtiyaçlarını azaltarak, yani onları varlıklarının düzeyine indirerek sağlar. Bunu yapmanın da en iyi yolu, bedava olan şeylerin değerini bilmektir. Dağların, kahkahanın, şiirin, bir dostun verdiği şarabın, yaşlı ve şişman kadınların. Bakın bana! Ben elimdekilerle mutlu olmayı çok iyi bilen biriyim. Bütün mesele elimdekileri yeteri kadar çoğaltmak.”

Dedim ya bu kitap sürekli bize şeyler söylüyor ve insan her sayfayı çevirdiğinde kendini ya heyecanlı bir olayın içinde ya da düşüncelere dalmış bir şekilde buluveriyor.

Şibumi Arka Kapak

Tüfek Mikrop ve Çelik – Jared Diamond

Neden Avrupalılar Amerika’yı keşfetti de Amerikalılar Avrupa’yı keşfetmedi?” Bu basit sorunun ardında insanlığın MÖ 11.000’den günümüze tarihi gizli. Fizyoloji profesörü Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik’te, aklımıza gelmeyen, geldiğinde çocukça bulduğumuz soruların yanıtlarını araştırırken, tarımın başlamasından yazının bulunuşuna, dinlerin ortaya çıkışından imparatorlukların kuruluşuna, tarihin seyrini belirleyen pek çok önemli adımı ayrıntısıyla inceliyor. İnsan toplulukları arasındaki farklılıkların, eşitsizliklerin nedenlerini, temellerine inmeye çalışarak sorguluyor; günümüz dünyasını biçimlendiren etkenlerin izini sürüyor… Biyoloji, jeoloji, arkeoloji, coğrafya gibi değişik bilim dallarından beslenen, “Batılı” koşullanmalardan arınmış, geleceği gösteren bir tarih kitabı.

Uykusuz gecelerimin başucu kitabı. Sevgi ve heyecan ile okurken birçok seferinde hayret içinde kaldığım bir kitap.
Küçükken oturup babamın dünya atlaslarını açıp her bir köşe bucağını ilgiyle incelerdim. Hiç duymadığım yerlerin isimlerine bakar, nasıl yerler olduğunu, insanların oralarda neler yaptıklarını merak ederdim. Bazen de buradan gördüğüm yerleri ansiklopedilerden arar bulurdum. O zamanlar internet ve arama motorları yok tabi. Özellikle tropik kuşak ve burada yaşayan insanları merak eder, belgesellerden gördüğüm ilkel kabile insanlarına hayret ederdim. Bu kitabı görüp de arkasını okuduğum zaman, içimde büyük bir heyecan ve ürperti oldu. Yıllardır kafamın içinde bir yerlerde sorduğum ama üstüne pek düşmediğim ya da hayat meşgalesinden fırsat bulamadığım bir sorunun sorulup cevaplandığını görmek bu kitaba beni ilk anda bağladı.
Soru çok basit ama cevabı bir o kadar zordu: ‘Neden Avrupalılar Amerika’yı keşfetti de Amerikalılar Avrupa’yı keşfetmedi?’ Ya da benim açımdan neden bugünün ve modern zamanların hakimleri dünyayı sömürüp köleleştirirken diğerleri buna maruz kaldı?

Bir süredir kitapla ilgili kapsamlı bir yorum yapmayı düşünüyordum. Aslında kitabı okurken, ikinci kitap olarak okudum. Bir ders kitabı edasıyla yavaş yavaş, üzerinde durarak, düşünerek, hergün bir miktar okumaya çalıştım. Kapsamlı bir yorum dedim ama 600 sayfalık bu kitap zaten 6000 sayfalık bir kitabın sıkıştırılmış hali gibi olduğundan üzerine yine 600 sayfalık yorum yapılsa yeridir. Bir kitabın içine nasıl bu kadar bilgi sığdırılır ve okuyucuya bu kadar güzel aktarılır bize bunu göstermiş yazar. Farklı farklı yerlerde bulabileceğiniz, birbiriyle bağlantı kuramayacağınız bilgileri derli toplu ve anlamlı bir birliktelik içinde yorumlanmış olarak buluyorsunuz. Kitap okullarda ders kitabı olarak okutulmalı diye düşünüyorum.
Bence yazarın fizyolog olması da bir avantaj olmuş kitabın yazımında. Küçüklüğümden beri tarihe ilgi duyarım, okurum, araştırırım. Sonuçta bir tarih kitabı olarak değerlendirebileceğimiz bu kitabın klasik tarih bilimcilerin gözünden değil de çok farklı disiplinlerde uzmanlaşmış ve aslen fizyoloji eğitimi almış bir kişi tarafından yazılması da kitaba ayrı bir tat katmış.
Bugüne kadar bu kitabı okumamamı tam anlamıyla kayıp olarak değerlendiriyorum. Zihin ve ufuk açan bir kitap. Dünyaya, hayata, insanlara ve olaylara bakış açınızı değiştiriyor. Kitap sadece dünyamızın, insanlığımızın geçmişi ile ilgili bilgi vermekle kalmıyor, aynı zamanda okuyana bundan sonraki hayatında da kullanabileceği bilgiler veriyor.
Belgesel izlemeyi çok severim, yeni yerler görmek, yeni bilgiler öğrenmek beni çok heyecanlandırır. Kitabı okurken her sayfasında bu heyecanı yaşadım. Doğru bildiğimizi sandığımız bilgilerin yanlış olduğunu öğrenirken, doğrusunun da neden doğru olduğunu öğrendim. Avrupalılar daha zeki ve yetenekli oldukları için mi keşifleri ve modern zaman icatlarını onlar yaptı, dünyayı sömürge haline getirdiler? Dünya bugünkü halini nasıl almış, niye böyle olmuş da tam tersi olamamış? Bu doğrultuda daha çok şey söylenebilir ama tekrara düşer endişesiyle devam etmek istemiyorum. Sonuç olarak bu kitabı herkes okumalı, kimileri severek okurken kimileri ara ara sıkılacaktır belki ama yine de okunmalı, okutulmalı.

 

Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali


Dünya’nın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!… Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?

Kürk Mantolu Madonna, okuyana her seferinde farklı duygular hissettirebilen, kişinin kendini kolayca içinde kaybettiği, çabucak geçen zamanın yanında kitap bittiğinde sanki çok daha kalın bir kitap okumuş hissi veren özel bir kitap. Sanırım bunun sebebi Sabahattin Ali’nin kahramanların düşüncelerini uzun tiratlar halinde yazarken yaptığı derin tahliller. O tahliller ki, bir an için sanki kendi aklınızın okunduğu ya da bir zamanlar hissettiğiniz ama sadece kendinizin bildiğini düşündüğünüz derin duyguların tercümanı oluyor.

Ayrıca kitabın önsözünde de belirtildiği üzere, yayınevi de bu güzel dili ve anlatımı korumak için sadeleştirme yapmamasından dolayı bir teşekkürü hakediyor.

Ön Kapak
Arka Kapak