Gelmeyen Pazartesi – Barış Efendioğlu

“Bundan yedi sekiz yıl önce her şeyi bildiğimi sanırdım ben, seni bile anladığımı belki de. Sonrasında yıllar geçti, hiçbir şey bilmediğimi anladım. Belki de olgunlaşmak buydu. Büyüdükçe daha küçük görüyordu insan kendini. Zira dünyanın ne kadar büyük, insanların ne kadar çeşitli olduğunu fark ediyordu. Ben de bunu gördüm. Eskiden yaptığım gibi katı dogmaları savunmayı, insanları kategorize etmeyi bıraktım. Artık daha yalın bakabiliyorum etrafıma.
… artık iki büyük grupta topladım tüm insanlığı: İyi niyetler ve kötü niyetliler. Tarzları, şekilleri, yaşayış biçimlerini eleştirmeyi bıraktım; ardındakini görmeye başladım. Önemli olan niyetti, geç de olsa, insanların ilerledikleri yollara saygı duymayı öğrendim.”

 

Yine çok güzel, bir çırpıda okunan bir kitap ve yine keyifle okudum. Yazarın daha önce okuduğum “Neden Evlenmedim” kitabının çok hoşuma gittiğini söylemiştim. Bu kitap da aynı şekilde hoşuma gitti ama yine de “Neden Evlenmedim”in favorim olduğunu belirtmek isterim. Kitabı okumak isteyenlere de önce “Neden Evlenmedim”i okumalarını tavsiye ederim. Bu kitapta da yer yer istemsiz güldüğüm de oldu, gözlerimin dolduğu da. Belki de bu yüzden seviyorum, sıcak buluyorum yazdıklarını. Anlattığı öykülerde ya da yaptığı tahlillerdeki bizim de yerimiz varmış, biz de bazılarını aynı şekilde yaşamıştık hissi çekiyor insanı kendine. 80’li ve 90’lı yıllarda çocukluklarını, ergenliklerini yaşamış olanlar ya da Ankara’ya dair anıları olanlar kendine çabucak yer bulabiliyor kitabın içinde. Eğer okumadıysanız vakit kaybetmeden iki kitabı da alın, okuyun derim.

Ön Kapak

Neden Evlenmedim – Barış Efendioğlu

Çocukken Bizimkiler izleyerek büyümüş nesiliz biz ama aynı zamanda Nip Tuck’a da yetiştik.
Çocukken saklambaç oynamış nesiliz ama Warcraft’a da yetiştik.
Çocukken ev telefonu kullanmış nesiliz biz ama cep telefonuna da yetiştik.
İnsanlarla kafelerde barlarda tanışıp sosyalleşen nesiliz ama internete de yetiştik.
Gençken fotokopi fanzinlerine öyküler yazan nesildik biz ama sözlüklere de yetiştik.
Ve bu, bizim lanetimiz oldu. Arada kaldık. Ölene kadar bunu taşıyacağız üzerimizde.
Bizden önceki nesil… Üniversitelerini bitirdiler, evlendiler, çocuk yaptılar. Düz ama huzurlu bir hayat yaşadılar.
Bizden sonraki nesil, Bizimkiler’i hiç izlemedi. Nip Tuck’la büyüdü. Aile kurmayı düşünmüyor. Stüdyo evlerinde kendileriyle barışık yaşayacaklar….
Peki ya biz neyiz? Biz ne yapacağız? Biz iki neslin özelliklerini de taşıyoruz. Ablalarımızın ev hayatı sıkıcı, kardeşlerinizin çılgın hayatı dejenere geliyor bize…. Öyle de mutlu değiliz böyle de, pazar günleri ev çamaşır koksun istiyoruz. Ama bir yandan pizza söyleyip, şarap açıp Amerikan dizileri izlemeye de bayılıyoruz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?”

 

Sözlük okumayı severim, belki de kitabı sevmemin nedeni yazarın sözlükteki yazılarından derlenmiş olması. Yazarın olayları büyük bir içtenlikle yazmış olması da ayrı bir neden. Bir solukta biten, hiç sıkmayan bir kitap. Yeri geldi istemdışı kahkahalarıma engel olamadım, yeri geldi duygulandım, hüzünlendim. Ama neticede çok keyif aldım. Akşam işten gelip köşenize çekilip keyifli zaman geçirebileceğiniz bir çırpıda bitireceğiniz bir kitap. Yazarın diğer kitabı “Gelmeyen Pazartesi”yi de en kısa zamanda okuyacağım.

Ön Kapak
Arka Kapak