Amok Koşucusu – Stefan Zweig

Amok Koşucusu

Bir kere bile Zweig okuyan birisi için çok şey ifade eder Zweig. Eğer daha önce okumadıysanız, en kısa zamanda okumalısınız ve bu naif ama coşkulu insanla bir an önce tanışmalısınız.

Zweig ile ilgili düşünürken veya bir şeyler yazarken kitaptan daha çok yazar ve üslubu ile ilgili fikirler beliriyor aklımda. Konu, yer ve zaman sanki küçük detaylar onun için. Herşey öyle bir heyecan içinde ilerliyor ve coşku ile yaşanıyor ki, bir an için kendi soluğunuzun kesildiğini ve anlınızdan ter damlalarının aktığını sanıyorsunuz. Nerede olduğunuzun, ne okuduğunuzun farkında değilmiş gibi hissetseniz de Zweig okuduğunuzun kesinlikle farkında oluyorsunuz.

Yine düşmeyen temposu ve sürükleyeciliğiyle heyecan dolu bir kitap olan Amok Koşucusu, açıkçası Satranç’tan aldığım tadı vermedi. Daha önce dediğim ve Zweig için daha çok ayrıntı niteliğinde olduğunu düşündüğüm konu, yer ve zaman unsurları bu sefer beni çekmedi. Yanlış anlaşılıp yukarıda yazdıklarımla çeliştiğim düşünülmesin. Demek istediğim, Zweig’ın sürükleyici cümlelerinin ardında yine aynı hızda koşuyorsunuz ama aldığınız tat tam istediğiniz ve beklediğiniz gibi olmuyor. Bu kitabı çok beğenen kişilerden aldığım geri dönüşler bana konuyu sevenlerin de olduğunu ve bunun tamamen kişisel zevkler ile ilgili olduğunu gösteriyor.

Zweig’ın kitaplarında genelde okuyucu ile muhatap olan kişi, daha çok aktaran pozisyonunda bulunuyor. Kitaba konu olan hikayelerin asıl kahramanları, başlarından geçenleri veya tanık oldukları olayları bu “aracıya” aktarıyorlar. Yazar kendini bu aracı kişi olarak göstermek istese de artık anlıyorsunuz ki her kitapta yer alan heyecanlı, coşkulu ve bir o kadar da kırılgan olan kahramanlar, kadın veya erkek farketmeden, hepsi Zweig’ın iç dünyasını yansıtıyor.

Her ne olursa olsun, Zweig okumak insanda bir şekilde etki bırakıyor ve insan ilişkişlerine baktığınızda dünyanın ne kadar olumsuz yönde ilerlediğini bize gösteriyor.

Kitap hakkında spoiler vermemek için arka kapak yazısını paylaşıyorum.

“Amok Koşucusu doktor olarak yardıma ihtiyaç duyan bir insana el uzatmanın vicdani yükümlülüğüyle kendi karmaşık duyguları arasında sıkışıp kalan bir adamın hikâyesidir. Hollanda Doğu Hint Adaları’nda görev yapan bir doktor, dara düşüp kendisine başvuran çok zengin bir kadının “yardım” talebini geri çevirir. Zira kadının mağrur ve hesapçı tavrı karşısında büyük bir öfkeye kapılmış, gururuna yenik düşmüştür. Ancak söz konusu olan insan hayatıdır. Kısa süre içinde pişmanlığın pençesine düşer. Kadına yardım etmeyi saplantı haline getiren doktor, Malezya halkında rastlanan bir nevi öldürücü delilik olan hummanın, amokun etkisi altına girer.”

Amok Koşucusu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir